| |
Türk Tiyatrosu yazarından yönetmenine,oyuncusundan seyircisine -altın çağ ne- muhteşem bir doruk yaşıyor ! Herşeyden önce yüzlerce,binlerce yeni oyun yazılıyor her sezon ve bundan daha da önemlisi bunlar uzmanlarınca,oyuncularca ve yönetmenlerce büyük bir heyecanla ve titizlikle inceleniyor,okunuyor,tartışılıyor ve değerlendiriliyor. Amatörler bir manifesto ile idealist bir tiyatro için mevcud tiyatro repertuvarını tekrarlamanın Türk Tiyatrosuna hiçbir katkısı olmayacağını söyleyerek bundan böyle sadece hiç oynanmamış ve yeni oyunlar yazarak bunları sahneleyeceklerini duyuruyorlar. Devlet ve Şehir Tiyatroları repertuvarlarında bulunan ve henüz hiç oynanmayan binlerce oyunlara yer vereceğini açıklıyor,önümüzdeki iki üç sezonda Edebi Heyetten geçmiş ve oynanmamış tek eser kalmayacağı müjdesini veriyorlar. Tanınmış yazarlar önümüzdeki beş yıl eserlerini oynatmama kararı alıyorlar gençlerin önünü açmak için. Birden fazla oyunu oynayan yazar bu durumdan utandığını açıklıyor. İngiltere Kraliyet Tiyatrosu,bu sezon altı Shakespeare oynayan Şehir Tiyatrolarına misilleme olarak altı Türk yazarının oyununu oynamaya karar veriyor. Bütün dünya bizden örnek alarak bundan böyle repertuvarlarının yarısını ulusal diğer yarısını da klasik ve çağdaş oyunlardan yapmaya karar verdiklerini açıklıyorlar. Tiyatro kulislerinde araba-para-yazlık muhabbeti yapanları arkadaşları kulisten kovuyor,oyuncular işlerine,mesleklerine ve meslek sorunlarına sahip çıkıyor.Tartışıyor, çözüm yolları öneriyor-üretiyor, örgütleniyor, birliklerini, odalarını kuruyor, bu konuda çalışmalar yapanlara saygı duyuluyor, ağızlarının içine bakılıyor, hükümetin KAMU PERSONEL YASASI ve bunun tiyatroya ve tiy.kurumlarına getirileri -götürüleri en çok konuşulan konular arasında. Bu sezon yönetmenler çok oyun koymakla değil az ama öz işler yapmakla övünüyorlar. Niceliği değil niteliği önemsiyorlar. Demokrasi ve açıklık-şeffaflık ve denetim tiyatro yöneticilerinin en çok üzerinde durdukları konular. Oyuncular bütün önerileriyle ve projeleriyle yönetime,repertuvara katılıyorlar. Başarılı olan yönetmenler daha büyük projelerle ödüllendiriliyor,başarısız olanlar kendilerini geliştirmeleri için eğitime veriyorlar kendilerini. Seçme şansları çoğalıyor oyuncuların. Herbiri en iyi teklifi değerlendirmek için gelen teklifleri seçme konusunda zorlanıyorlar. Herbiri yapıcı,herbiri dedikodu-kötüleme vb yerine objektif değerlendirme kıstaslarını geliştirmiş. Birbirlerine kucak açıyorlar,tiyatro yapan herkezi bağırlarına basıyorlar. Büyükler küçükleri aşağılamıyor,başarılı olmaları için yardımcı oluyor,yüreklendiriyor,motive ediyor. Kıskançlığın yerini imrenme almış.Herkes birbirine istihza ile değil,küçümseme ile hiç değil sevgiyle, gıpta ile ,coşku ile bakıyor. Gazeteler heryeni oyunu tanıtmada,ilkakşam oyununu eleştirmede rekabet halindeler. Tiyatro köşe yazarları ve eleştirmenler çok saygın ve çok iyi kazanıyorlar. Tiyatro tanrıları gibi bir sözleri ile oyunlar kapalı gişe olabiliyor yada bir oyun gösterimden kalkabiliyor. Belediyeler tiyatro salonları yapmakta,yenilerini açmakta,mevcudları yenilemekte birbirleriyle yarışıyorlar. Seyirciler tiyatro salonlarına sığmıyor,spor amaçlı binalar tiyatroların tahsisine açılıyor. Futbol Fedarasyonu ve futbol klüpleri ve futbolcular ayaklanıyorlar stadyumlarının tiyatroların hizmetine açılmasını protesto ediyorlar. Her yerde anfitiyatrolar açılıyor. Tiyatrodaki bu patlama bütün dünyanın ilgisini çekiyor. Dünyanın en iyi en büyük tiyatro adamları ülkemizi ziyaret ederek bu patlamanın sırrını çözmeye çalışıyorlar. Pek çok ülke biz örnek aldığını açıklıyor. Tiyatro kitapları binlerce baskı yapıyor,yok satıyor. Oyuncular sadece kendi repliklerini değil bütün oyunu okuyor,anlıyor,analiz ediyor,iyi oyunu kötü oyundan ayırd edebiliyor,yönetmene onlarca seçenek sunarak,bir rolü onlarca farklı biçemde yorumlayarak kendi yaratıcılıklarını katıyorlar yoruma ve oyuna. Herbiri ek derslerle jonglörlük,pandomim,akrabasi,dans,müzik,şan,kukla vb. yeteneklerini geliştiriyorlar. Oyuncularımız televizyon dizilerinde hak ettikleri ücreti alıyorlar. Dublajını yaptıkları,oynadıkları her dizinin-filmin her gösterimden sonra paylarına düşen KOMŞU HAKLARI banka hesaplarına otomatik olarak yatırılıyor. Bir oyuncu bir filimden sonra,batıdaki gibi ,bir ev sahibi olabiliyor. Sömürülmüyor,sömürülmesine izin vermiyor. Zaten yasalar gereği bütün hakları batdaki gibi güvence altına alınmış. Bu yüzden ebeveynler çocuklarının gazino şarkıcısı yada futbolcu değil sanatçı-tiyatrocu olmasını istiyor. Çocuklarının oyuncu olmasını isteyenler ilköğretimden itibaren çocuklarını tiyatroya hazırlık kurslarına gönderiyorlar. Çünkü ilköğretimdeki çağdaş drama-yaratıcı drama ve zorunlu tiyatro derslerini yeterli bulmuyorlar. Belki de hepsinden önemlisi tüm tiyatrocular ve seyirciler tiyatroyu para için değil tiyatro dinini yaşamak için yapıyor,üretiyor ve tüketiyorlar,yaşıyorlar. Çünkü hepsi de tiyatronun bir toplumu eğitmede,bilinçlendirmede,eğlendirmede,arıtmada ve yükseltmede ne denli önemli olduğunu biliyorlar. Filozoflar yurdumuzdaki bu altın çağı Antik Yunan Dünyasının Altın Çağı ile karşılaştırıyorlar. Çağdaş Türk tiyatrosunun (denemelerle,atölyelere verdikleri önemle ürettikleri yeni sahneleme biçimleriyle, seyirci-oyuncu alanında getirdikleri yeniliklerle) tüm dünya tiyatrosuna örnek bir model olduklarında hemfikirler. Bunun için bütçeden kültür ve sanata ayrılan pay binde üç-beş değil,yüzde üçbeş de değil,onda bir !...
SAVAŞ AYKILIÇ |